Oº°''alisuns''°ºO

12/9/2007

"BOMBALARIN BABASI"

Rusya, patladığında ses çıkarmayan, canlıları buharlaştırarak öldüren bomba üretti. Rus bombası ABD'nin dünyanın en güçlü bombası dediği "Bombaların Anası'ndan 4 kat daha güçlü.
      Rus Kanal 1 televizyonu yeni geliştirilen nükleer olmayan bombaya “Tüm Bombaların Babası'' adının verildiği ve ABD'nin “Tüm Bombaların Anası'' adını verdiği bombadan 4 kat daha güçlü olduğunu duyurdu.
      Rusya Genelkurmay Başkan General Aleksander Ruşkin de, Kanal 1'e yaptığı açıklamada, dünyada benzeri olmayan “vakum bombasının'' Rusya'da yapıldığını söyledi.
      Ruşkin, yeni bombanın test sonuçlarının bombanın nükleer bomba etkisine sahip olduğunu gösterdiğini belirterek, ancak bu yeni bombanın kesinlikle nükleer nitelikte olmadığını ve radyasyon yaymadığını savundu.
      Rusya Kanal 1 televizyonundaki “Vremya'' adlı haber programında da konuyla ilgili yapılan röportajlara yer verilerek, şunlar kaydedildi:
      “Şu anda gördüğünüz bu bomba o kadar yeni ki, daha ismi bile verilmedi. Görüntülerde ses yok. Bombanın patlama sesi gelmiyor. Bombayı atan uçağın nereden havalandığı ve bombayı nereye attığı hakkında da hiçbir bilgi yok. Bu bombanın görüntülerini siz ilk defa görüyorsunuz. Patlama havada meydana geliyor. Bombanın meydana getirdiği yakıcı maddeden oluşan bulutun patlaması sonucu çok yüksek sıcaklık oluşuyor. Bu yüksek sıcaklığın sonucunda çevrede bulunan tüm canlılar buharlaşıyor. Bombanın patlamasından sonra toprakta ne kimyasal ne de nükleer atık kalıyor.
      Rusya Savunma Bakanlığı, bombanın üretiminin hiçbir uluslararası kurala aykırı olmadığını veya yeni bir silahlanma yarışına neden olmadığını açıkladı. Bundan önce, 2003 yılında en güçlü vakum bombasını ABD icat etmiş ve adına 'Tüm Bombaların Anası' demişlerdi. Rusya'nın icat ettiği bu bombaya da analog olarak 'Tüm Bombaların Babası' adı verildi. Bombanın patlayıcı maddesi, TNT'den çok daha güçlü ve onun elde edilmesinde de nano-teknolojilerin büyük katkısı oldu. Bu, Amerikalıların bombasından 4 kat daha güçlü. Patlama merkezindeki sıcaklık da iki kat daha fazla. Etki alanına göre ise bombaların babası, anasından 20 kat daha etkili.'' Haberde, Rusya'nın yeni icadı olan bombanın 7 ton yüksek patlayıcı içerdiği ve 8 ton yüksek patlayıcı içeren ABD'nin bombasından çok daha etkili olduğu belirtilerek, “Amerikalıların bombası 11 ton TNT şiddetine eşdeğerken bu 44 ton TNT'ye eşdeğer. Rus bombasının patlama menzili, ABD'nin iki katı olan 300 metrede gerçekleşiyor. Rusya, bu bombanın ilk testlerine 2003 yılında başladı'' denildi.
      Kanal 1'in haberinde, Rus stratejik bombardıman uçağında paraşütle bırakılan bir bomba ve çok yoğun bir ateş topu şeklinde patlama görüntüleri de ekrana getirildi. Patlama sonucu enkaz haline gelen bir bina ve test alanındaki zırhlı askeri araçlar ile yanan yeryüzü görüntüleri ekrana yansıdı.
      Ruşkin, bu yeni bombanın orduya ulusal güvenliği koruma, terörist saldırılara karşı herhangi bir yer veya bölgede koyma gücü vereceğini sözlerine ekledi.
     (12/09/2007 tarihli milliyet gaz. alıntıdır)

9/9/2007

"9 EYLUL"

9 Eylül...
PUNTA’da bayram vardı...
Yunan ordusu, Pasaport’tan karaya çıkmış, İzmir Metropoliti Hrisostomos, "evlatlarım, ne kadar Türk kanı içerseniz, o kadar sevaba girersiniz" diyerek, yere kapanmış, ilk ayak basan Yunan albayının çizmelerini öpüyordu.
İnce, uzun boylu, siyah takım elbiseli bir delikanlı fırladı ortaya, aniden... Elinde revolver! Bastı tetiğe, trak trak trak... Efsun Alayı’nın etekli sancaktarı, karpuz gibi düştü atının sırtından, karpuz gibi... Bir panik, bir telaş... Anladılar ki, tek kişi! Sarıverdiler etrafını, ilk süngüyü iman tahtasına sapladılar, sonra neresine denk gelirse, orasına... Şehit olmuştu, Hasan Tahsin.
Henüz 30’unda.
İstanbul Hükümeti, "bu tür şayialara ehemmiyet vermeyin" diyordu, hálá...
"Teori ile pratiğin kesiştiği insan" ise kararını vermişti... "Vakit tamam" dedi, "Anadolu’ya geçiyoruz..."
Böyle başladı macera.
Ateşten gömleği giymişti ulus... Aktı gitti, aylar yıllar, kanlar canlar... Takvimler 30 Ağustos 1922’yi gösterdiğinde, yer gök yarılırken, şöyle yazıyordu hatıra defterine Yüzbaşı Kanellopulos,
"Türk topçusu susmuyor, titreyerek güneşin batmasını bekliyoruz."
Batmasını beklediği güneş, doğuyordu aslında... Çıktı bir kayanın üzerine Mustafa Kemal, vınlayan kurşunlara aldırmadan, haykırdı karanlığa, "Eyy Hacıanesti nerdesin! Gel de kurtar ordularını!"
Kudurmuştu Ali Kemal...
Kin kusuyordu gazete köşesinden, "bu millici mahluklar kadar, başları ezilmek ister yılanlar hayal edilemez... Düşmanlar, onlardan bin kere iyidir!"
O "mahluk"lardan biriydi, İzmirli süvari teğmen Yıldırım. 18’inde... Yaralı ve 40 derece ateşli olmasına rağmen, hastaneden kaçıp cepheye koşmuş, bugün kendi adını taşıyan Küçükköy İstasyonu’nu almaya çalışırken, düşmüş, bahçesine gömülmüştü...
Yıldırım son nefesini verirken, 30 kadar Yunan askeri girdi, savunmasız Kuzuluk Köyü’ne... Gözleri bir kıza takıldı. 15’inde... "Taze incir gibi" dediler, sırıtarak... Korktu Fatma, kaçtı, evine kapandı, kapıyı kilitledi. Omuzladılar. Açılmadı. "Yakalım" dediler... "Evi yakalım, kız nasıl olsa çıkar..." Verdiler ateşe. Alev alev. Çıkmadı kardeşim...
Çıkmadı.
Teğmen Şevket, Uşak’tan geçiyordu o sırada...
Sakarya’da şehit olan Yüzbaşı Basri’nin anneciği yakaladı kolundan... "Basrim nerde?" diye sordu. İçi çekildi Şevket’in... "Arkadan geliyor" dedi. Söylemedi gerçeği... Söyleyemedi.
Ve ömrünün sonuna kadar unutamadı bunu, "kendimi asla affetmedim" diye yazdı anılarında...
İstanbul’daki işgal kuvvetleri komutanı General Charpy, öfkeden deliye dönmüştü... Yırttı elindeki haritayı, fırlattı. "Bu hızla yarın İzmir’e girerler" dedi. İnanamıyordu. 250 bin kişilik devasa ordu, hayalet gibi çıkıp, bir ordan bir burdan dalan, kılıçlarıyla hızar gibi biçen Fahrettin Altay komutasındaki Türk süvarisi tarafından lokma lokma bölünmüştü... Dile kolay, 14 günde, 400 kilometre!
Kaçıyordu Yunan...
Ecel peşlerinde.
Ve, 9 Eylül.
Hava mis... Çiçekler açıyordu İzmir’in dağlarında.
Bornova’dan boşaldılar, aşağı doğru, dört nala... Bugünkü Kahramanlar’a geldiler, ödenecek bedel vardı daha... İkinci Tümen Dördüncü Alay’dan Konyalı Mehmet, Akşehirli Hakkı, Avanoslu Ahmet... Düştüler oracıkta. İlk giren süvari olma "şerefi" de Yüzbaşı Şeref’e nasip oldu. İzmirli soyadını aldı sonra... Yunanlılar, çil yavrusu gibi Karaburun’a, Çeşme’ye kaçışırken, minarelerden ezan sesleri yükseliyordu, hiç olmadığı kadar coşkuyla...
Şeref gitti, Hasan Tahsin’in düştüğü yere, Hükümet Konağı’nın alnı kabağına dikti al sancağı! Yüzbaşı Zeki, kışlayı yıllar sonra yeniden Türk Kışlası yaparken; Asteğmen Besim, Kadifekale’ye varmıştı bile...
Allah bize o günü göstermişti.
Belkahve...
Mustafa Kemal, oradaydı.
Seyrediyordu İzmir’i.İşgal edildiği gün, bir ulusun Kurtuluş Savaşı’nı başlatan... İşgali bittiği gün, o ulusun Kurtuluş Savaşı’nı bitiren İzmir’i.
Seyrediyordu.
Ağır ağır karardı hava... Kavuniçi bir top gibi gömüldü Körfez’e güneş, usuuul usul.
"Biliyor musun İsmet" dedi...
"Bir rüya görmüş gibiyim..."
Karabasanla başlayan, mucizeyle biten bir rüya...
3 yıl 3 ay 22 gün süren macera, sona ermişti.
Zaferle.
Nif’te kendisi için hazırlanan bağevine gitti... Tek kat, taş, penceresiz, gaz lambasının cılız ışığıyla aydınlatılan, buram buram Ege kokan, bağevine... Etrafında efeler. Yorgundu. Çok yorgun. Kadınlarımız, ellerinden öpmeye kalktılar. İzin vermedi. Yemek getirdiler. Yemedi.
Cigara çıkardı.
Bi kahve istedi.
Sonra...
Türk bankasını Yunan bankasına satmakla övünen partinin, bir mensubu çıktı... Mustafa Kemal’in orada şekerli kahve istediğini anlatarak, "şekerli kahveyi i...ler içermiş" dedi.
Katıla katıla güldü.
Bakıyoruz 22 Temmuz’a...
Çok gülen olmuş bu fıkraya İzmir’de.
Ne diyelim...
Cümleten hayırlı fener "alayları" dilerim!

(09/09/2007 Tarihindeki  Yılmaz Özdil'in Hurriyetteki yazısıdır)

8/9/2007

"BIR KAC FOTOGRAF"

     

4/9/2007

"ZEYNEL BARIS DENİZDE"

Zeynel Baris'in ilk yüzme çalismasi

1/9/2007

"SIVRI SINEKLER NEDEN HERKESI ISIRMAZ"

Sivrisineklerin neden bazı insanları ısırıp diğerlerine dokunmadığı ortaya çıktı!
Beden kokusunda 'karbondioksit ve oktenol' bulunanlar, sivrisineklerin öncelikli hedefi oluyor
Bilim adamları, sivrisineklerin beslenmek için neden bazı insanları tercih edip bazılarına dokunmadığını sonunda buldu! ABD'nin Nashville kentindeki Vanderbilt Üniversitesi'nde yapılan araştırmanın sonuçlarına göre, üç organdan oluşan sivrisineklerin burnunda bulunan bazı hücreler insan bedeninin kokusunu oluşturan farklı kimyasalları tanımlayabiliyor. Bazı insanların ter kokusu sivrisinekleri daha fazla cezbediyor. Kokusunda "karbondioksit, oktenol ve diğer bazı maddeler bulunan insanlar" sivrisineklerin öncelikli hedefi oluyor.

« Önceki :: Sonraki »
Generate Your Own Glitter Graphics @ GlitterYourWay.com - Image hosted by ImageShack.us
Google